Anasayfa     |    Hakkımızda     |    Künye     |    Yayınlar     |    Dergi Arşivi     |    Temsilciler     |    Abonelik     |    Bağlantılar     |    Galeri     |    İletişim
    ,
 
 

 
 
 



Öğretmen Dünyası Dergisi "Başyazı" Arşivi
Sayı: 386

Başyazı
Dervişin Fikri…

Nazım Mutlu

Bu sayfanın sol yanındaki yarım sütunluk alanda Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Pala’nın, hemen hepsi son iki-üç ay içinde gerçekleşen MEB uygulamalarından oluşturduğu bir liste yer alıyor. 13 maddeden oluşan “icraatlar” dizisinin 8’i, yani yüzde 60’tan çoğu, doğrudan din eksenli değişiklikleri içeriyor. 3’ü ulusal içerikli geleneksel uygulamaların tasfiyesini, biri teknolojiyle bağlantılı bir yeniliği, biri de yükseköğrenim öğrencilerini ilgilendiren ve giderek artan barınma sorununu anlatıyor.

Demek ki Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim sistemimizle ilgili çalışmaların yüzde 60’tan çoğunu, yetişmekte olan kuşakların daha çok din eğitimi almasına ayırmış durumda. Daha çok inançlara, duygu dünyasına seslenen uygulamaların salt bugüne özgü bir olgu olmadığını bilmeyenimiz yoktur. 60 yılı aşkın süredir iktidar koltuğunda sınananların çoğunun aklı ve bilimi dışlayan çabaları sonucu, bugün artık “dincilik” algısına dayalı ve art arda bir tür histeri nöbetini andıran işlerin yapıldığı noktadayız.

Anaokulundan üniversiteye, eğitim süreçlerinin bir bütün olarak medrese yapılanması kapsamına alındığını düşündürecek ve artık gizlisi saklısı kalmayan iş ve eylemler sonucu; çağdışı, akla ve bilime aykırı davranış örnekleriyle karşılaşıyoruz hemen her gün. Şanlıurfa’nın bir ilçesinde okullarına türbanla devam eden bir ilköğretim okulunun kız çocukları bir vakıf tarafından ödüllendiriliyor, Amasya’nın bir ilçesinde bir lise öğretmeni sınıfta “Alevi olanlar parmak kaldırsın” diyor, Rize’de halk müziği korosuna katılıyor diye üniversiteli bir kız öğrenci yurttan atılıyor…

Yürürlükteki yasa ve yönetmeliklerde bu ve bunlara benzer eylemlerin suç sayılması da artık herhangi bir anlam taşımamaktadır. Çünkü önce bu işlere bakacak makamlar bakmayacak biçimde düzeltildi, hizaya sokuldu! Çok çok, bu tip bir olay basında biraz baş ağrıtacak kadar yer almışsa “fail(ler)” hakkında göstermelik bir soruşturma açılır, ama bir süre sonra işin “fail(ler)”i üst makamlara tırmandırılıp ödüllendirilir.
Oysa…

Üç bin ilk ve ortaöğretim öğrencisinin Diyanet İşleri Başkanlığı kanalıyla umre ziyaretine gitmesini… Ya da okula gönderilmeyen çocukların yerel “kanaat önderleri”(!) eliyle okullu yapılması gibi olmayacak duaya amin denmesini… Veyahut ilkokul 4’ten sonra çocukların 8 yıl imam hatiplerde okutulması hatırına, (kesintisiz olması gereken) zorunlu eğitimin 12 yıl olmasını isteyen Bakanlık…

Keşke, örneğin biraz da:
Bütün eğitim aşamalarında sınav peşinde koşmaktan canları çıkan çocuklar, gençler için daha eğitici, psikolojilerini alt üst etmeyecek, sağlıklı, özgür, bağımsız kişilikli, iyi yurttaş olmalarına hizmet edecek bir plan-program yapmayı düşünse…

Okullarda epeydir gündemden düşmüş ulusal boyutta okuma alışkanlığı kazandıracak yeni, çeşitli ölçme değerlendirme araç ve yöntemleriyle denetlenip değerlendirilebilen kapsamlı bir okuma tasarımına girişse…
Yalnız okuma/okutmayla yetinmeyip onu tamamlayıcı bir yazma/yazdırma sürecine yönlendirecek elverişli araçlar yaratılması için yol açıcı, kolaylaştırıcı yöntemler geliştirse…

Okullarından mezun olduklarında iş ve gelecek kaygısı taşımadan bugünlerini sağlıklı yaşayabilen, yaşlarının gerektirdiği yetişme süreçlerini aksaksız tamamlayan kuşakların oluşması için kafa yorsa…

İkinci, üçüncü yabancı dil derslerinden öte, bütün dersleri yabancı dille öğretmeye zorlayıcı çabalar yerine, yetişen insanımızın önce kendi dilini düzgün kullanmasını sağlayacak pratik önlemler almayı düşünse…

Fena mı olur?
Varsa yoksa din istismarı, inanç sömürüsü…
Boşuna dememiş büyüklerimiz: Dervişin fikri neyse zikri de odur!


 

 













 
 

Ercan TEKİN    2006 ®