Anasayfa     |    Hakkımızda     |    Künye     |    Yayınlar     |    Dergi Arşivi     |    Temsilciler     |    Abonelik     |    Bağlantılar     |    Galeri     |    İletişim
    ,
 
 

 

Ulusal Eğitim Derneği’nden 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı iletisi

Kardeş Kokulu Halkçı Cumhuriyet

Van depreminin yarattığı felaket nedeniyle Cumhuriyet’in 88. yılını kutlamaya dilimiz varmıyor.

Yaptığı yapılarda malzemeden çalmayı marifet sayan hırsızlar, sulu arazilere imar izni veren rüşvetçiler, partizan amaçlarla ihmallere ve yolsuz işlere göz yuman siyasetçiler yüzünden Van depreminde yüzlerce yurttaş hayatını kaybetti. Analar babalar çocuksuz, çocuklar yetim, öğretmenler öğrencisiz, öğrenciler öğretmensiz kaldı. Yaralanan binlerce yurttaş hastanelerde acı çekiyor. Yerle bir olan, yan yatan, oturulamaz hale gelen yapılar nedeniyle milyarlarca lira servet heba oldu.

Türkiye 1999 Marmara depreminde 140 kadar öğretmenini kaybetmişti. Van depreminde ise 63 meslektaşımız daha hırsız ve uğursuzların kurbanı oldu. Hayatını kaybeden, yaralanan, evsiz kalan yurttaşlarımız için olduğu kadar Türkiye tarihinin bu iki büyük öğretmen katliamından ötürü vurgunculardan, belediyeleri ve ülkeyi sorumsuzca yönetenlerden davacıyız.
88 yıl önce ilan edilen cumhuriyet, fakir fukarayı böyle bir felaketten korumayan, koruyamayan bir Cumhuriyet mi olacaktı?

Cumhuriyetimiz halkçı bir cumhuriyet olsaydı, yalnız kendi çıkarını düşünen bir sınıf yüzünden Marmara depreminde de Van’da da bu acılar yaşanmayacaktı. Bir avuç insanın kârları için değil, halkın temel ihtilaçları düşünülerek iş görülseydi bunca insan acı çekecek miydi?

Bunun yanıtını TOKİ evleri veriyor. Serbest piyasa düzeni içinde de olsa kâr için değil, halkın konut ihtiyacını gidermek için yapı üreten kurumun yaptığı evler yıkılmadı.

Ölüm tehlikesi altındaki çoğu insanlar, son çare olarak Allah’a sığınırlar. Toplumlar da büyük felaketlere uğrayınca sosyalizme sığınıyor. Bakınız evleri yıkılmış insanlara dağıtılan çadırlar aynı tiptir. Geçici konutların büyüklüğü aynıdır. Dağıtılan ekmeğin miktarı ailedeki nüfus sayısına göre hesaplanıyor.

1999’da Marmara depreminde tanık olunan bu uygulamaya “Deprem Sosyalizmi” demiştik. Sosyalizmden ne kadar nefret ederse etsin, yöneticilerin başvurduğu tek uygulama bu durumlarda ister istemez sosyalizmden başkası değil. Ne var ki onlar sosyalizmin ruhuna yabancı oldukları için bu işi de ellerine yüzlerine bulaştırıyor, bu dağıtımı da zamanında ve adil bir biçiminde yapamıyor.
Felaketi yaşamakta olan insanlar ise devletten yalnızca eşitlik ve insanlık talep ediyor.

Sözcük anlamı olarak zaten “halkçılık”, “sosyalizm” anlamına gelen “Cumhuriyet”, gerçek anlamını halkın bu konuda bilinçlenmesiyle kazanacaktır.

Neyse ki Türkiye halkının kültürel genlerinde “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyen bir anlayış yaygındır. Deprem bölgesinde yurttaşları soğuktan donarken sıcacık yataklarında uyumak Türkiye halkına haramdır. Bunun içindir ki Türkiye, Van halkının acısını dindirmek, “kardeş kokusunu” oraya ulaştırmak için elinden geleni yapmaktadır. Yapacağı yardımların yerine ulaşacağına ve adil bir biçimde dağıtılacağına inansa bu yardımlar misliyle artacaktır.

“Bir musibet bin nasihatken yeğdir” demişler. Umarız ki Van depremi, Türk ve Kürtlerin acılarının da sevinçlerinin de ortak olduğunu, bu iki unsurun birbirinden ayrılamayacağını bütün açıklığı ile göstermiş olsun. (28.10.2011)

Zeki Sarıhan
Ulusal Eğitim Derneği
Genel Başkanı
 









 














 
 

Ercan TEKİN    2006 ®